Engin sularda raks eden renkler

Dr. Şule Yum
Sanat Tarihçisi

 

Engin sularda renklerin raksını düşlemek her zaman kolay olmayabiliyor. Ancak Feride Dayanç’ın özgür ve özgün Ebru resimlerinin bir araya toplandığı bu eşsiz çalışma, renklerin ahengi içinde insanı, düşlerin ötesine geçiriyor ve adeta bir masal dünyasına taşıyor ve bir o kadar da büyülüyor.

Ebru Sanatı bilindiği gibi Osmanlı İmparatorluğu’ndan bize miras kalan kağıt süsleme sanatlarından biridir. Daha çok kitap süsleme sanatı olarak kullanılan Ebru; Farsça Ebri sözcüğünden gelmektedir. Anlamı bulut veya bulutumsu olup Batı’da Marbled Paper yani Mermer Kağıdı olarak bilinmektedir. Çünkü geleneksel Ebru dendiği zaman ilk akla gelen, renkli harelerle elde edilen mermer damarlı, dalgalı, soyut ve naif süslemelerdir. Ancak, ana malzemesi kağıt olmakla beraber tekstil ve deri üstünde de çalışıldığı bilinmektedir. Bu bağlamda Feride Dayanç, tekstil ve halı üstüne Ebru alarak bu geleneksel sanat dalında değişik malzemeler üstünde de çalışmıştır.

Osmanlı İmparatorluğu süsleme sanatı tarihine baktığımızda; süslemenin her alanda kullanıldığını ve çok büyük bir önem taşıdığını görmekteyiz. Selçuklu İmparatorluğu’ndan miras taş işçiliğinden başlayarak; çini, maden, seramik, tekstil ve ahşap işlerinde izlediğimiz dillere destan süslemeler bugüne kadar da ulaşmıştır. II. Beyazıt (1481-1512) zamanında, İstanbul Yeni Saray’da -Topkapı Sarayı- sanatçı ve zanaatçı örgütlerinin oluşması ile kurulmuş olan Ehl-i Hiref’in şemsiyesi altında toplanan sanatçılar; çeşitli atölyelerde, Osmanlı saray yönetimi içindeki teşkilatın birer üyesi olarak sanatlarını icra etmişlerdir. Çeşitli atölyelerde çalışan sanat erbabı yetenekler, kimi zaman büyük paralar kazanmış, yövmiyeleri arttırılmış ve hatta kendilerine değerli kaftanlar hediye edilerek onurlandırılmış, alkışlanmış, sarayın sanatçıya ne kadar çok değer verdiği vurgulanmıştır.

Ehl-i Hiref içinde kitap süsleme sanatlarına ne ölçüde önem verildiğini bugün ülkemizde olan, nadir eserleri barındıran kütüphanelerden iyi biliyoruz. Ebru Sanatı aynı zamanda kağıt boyama sanatı olarak tezhip, minyatür ve hat sanatı ile beraber kitap sayfalarında, murakka kenarlarında, ciltlerde, yazı boşluklarında kullanılan başlıbaşına bir kağıt süsleme sanatıdır. Nadir eser el yazmalarında kapak ile kitabı birbirine bağlayan kağıt, Ebru tekniği ile yapılan kimi soyut kimi stilize çiçek motifleri ile renklendirilmiştir. Ebru, kitreli suyun üzerine toprak boya ile çizilen desenlerin bir renk cümbüşü içinde, genellikle de dalgalı Ebru dediğimiz hareli boyamanın kağıda geçirilmesidir. Renk cümbüşünü yaratan renklerin başında pembeden kırmızıya uzanan; turkuazın, yeşilin her tonu, altın sarısı ve gümüşilerin yanı sıra Lahor Çividi, Ebru Sanatında özellikle vurgulanması gereken son derece değerli bir renktir.Suyun üzerine çizilen desenlerin bir sanat eserine dönüştürülmesi ise günümüz sanatçılarından Feride Dayanç’ın teknesinde olağanüstü bir renk ve biçim ile vücud bulmaktadır. Tekneler içinden kağıda geçen desenlerin bir tablo resmi tadına nasıl ulaştığını anlatmak gerçekten de hiç kolay değil… Yağlıboya resim geleneğinden gelen sanatçımız Dayanç, ondokuz yıldır Ebru çalışmakta ve son yedi yıldır da eğitmen olarak bu geleneksel sanatı Moda’da kurduğu atölyesinde öğrencilerine aktarmaktadır. Evet, tekniği geleneksel olan ancak, teknesini adeta bir tual gibi kullanan Dayanç, Ebru ile son derece özgür ve özgün konulu resimler yaratarak Ebru sanatına çağdaş bir yorum getirmiştir. Engin sularda raks eden renklerle yarattığı resimlere bakarsak onun için ‘’ressam’’ sıfatını kullanmak hiç de yanlış olmaz. Çünkü o, düşlerini tual yerine suya çizmekte, daha doğrusunu söylemek gerekirse, resmetmektedir. Onun tuali, teknesi icindeki suyu, fırçası ve de bızı…

Sanatçının gerek kendisi, gerekse atölyesi günümüzde, Osmanlı İmparatorluğu’nun bu nadide sanat dalına yeni bir soluk getirmiş ve aynı zamanda bu sanata gerçek anlamda bir Batı anlayışı kazandırmıştır. Osmanlı resim sanatının tek türü olan minyatürün, iki boyuttan üç boyuta geçişi gibi, Dayanç’ın geleneksel malzemelerle ve geleneksel teknik kullanarak yaptığı üç boyutlu çalışmalarla büyük çerçeve resimler yarattığına şahit oluyoruz. Sanatçının yurtiçi ve yurtdışında açılan sayısız sergisinde resimlerinin konu çeşitliliğine, renk cümbüşü içinde yarattığı zengin kompozisyonlarına hayran kalmamak mümkün değil. Cansız doğa dışında zengin manzara resimleri, doğa içinde mimari ve figüratif çalışmaları büyük bir ustalıkla fırçadan veya kalemden değil; teknesinden kağıda adeta dalgalar halinde geçmektedir. Ancak konuları ne olursa olsun Ebrulara ilk bakışta göze çarpan ortak özellik; çağdaş Avrupa resmi anlayışında birer resim olmalari ve ayni zamanda Osmanlı resim tarihi bakımından da minyatüre bir gönderme… İşte “İstanbul Silüetleri” ve “Mardin Kalesi’nden İstanbul’a Bakış” bu gibi resimlerdendir. Bunlar son derece büyüleyici ve romantik anlatımlı tablo resimleridir.

İnsan ve hayvan figürlerinin işlendiği Ebru resimlerinin bazılarında ise Hint Sanatının etkileri açıkça görülüyor, form ve gizemli anlatımları ile… Dayanç’ın Hint resmini andıran çok sayıda çalışmaları da var. Örneğin kendi ile özdeşleşen ince, zarif kuğular ve boynu bükük laleler bize egzotik Doğu’dan nostaljik form, renk ve anlatımları hatırlatıyor.

Genel olarak sanatçının yapıtlarında renk, kompozisyon ve anlatım biçimlerinde Empresyonist, Ekspresyonist ve Art Nouveau gibi çağdaş akımların etkileri bize yansıyan ve öne çıkan özelliklerdir. 120X60 cm. ebadındaki “Mardinli Kadın” örneği, bir Ebru resim olmakla birlikte renk ve biçim olarak Art Nouveau ve Ekspresyonist resim anlayışını içinde barındırmaktadır.

Şehir Silüetleri’nde ise kompozisyonun kuruluşu, renk ile sağladığı ışık ve gölgeler son derece başarılı, adeta birer empresyonist resim niteliğindedir. Sanatçının buradaki başarısı, Ebru tekniği ve teknesine serpiştirdiği toprak boyalar ile suluboya tadında harikalar yaratmasından kaynaklanmaktadır. Öte taraftan18. yüzyıldan itibaren yaldızın -altın varak- giderek azaldığını ve yerini suluboyaya yakın bir boyama tekniğine bıraktığını biliyoruz.

Sanatçımız Feride Dayanç sudaki renkleri sanki peri kızının beline dökülen kimi zaman altın sarısı kimi zaman kömür karası kimi zaman ise ateş kırmızısı olan saçlarını tarıyor gibi incitmeden, nazlı nazlı, büyük bir sabır ile tarıyor tarıyor… Osmanlı Sanatı geleneğinin bu son derece zarif ve kırılgan sanatını çoğaltarak bugünlere aktaran Feride Dayanç’ın ellerine ve yüreğine sağlık olsun, kendisine daha nice soluklu çalışmalar diliyoruz.

Write a Reply or Comment